25/3/2007

Doktor degil, Adam ol!

Sali günü bir kulak agrisi tuttu sormayin. Kivrandiriyo serefsiz. Bide kulak agrisi gibi yok, ceken bilir. Böyle adamin parametresini bozuyo. Kulaklarin denge saglayan organlar olmasindan dolayi, dengen bozuluyor. Yemin ediyorum önümü göremez hale geldim. Cocuklugumdan beri ara sira yokladigindan yine az cok idare edebiliyorum sancidigi zaman.

Neyse sali günü is yerinde aniden basladi. Dedim olmayacak, ciktim doktora gittim. Genelde hersey icin ilk önce kendi ev doktoruma giderim, gerekiyorsa uzmana o yollar. Ev doktoru kapiya kagit asmis, 1 hafta izindeymis. Altinada bu süre icerisinde suraya gidin diye bir adres vermis. Iran asilli bir doktor. Ömrümde bi defa gittim, bi daha gitmem. Adam Fenerbahce stadi cevresindeki kokoreccilere benziyo. 1,70 boyunda, tahminen 160 kilo. Kendine 3 beden ufak naylon önlükle geziyor muhaynehanede. Tam bir mahalle kasabi. Kullandigi arac gerecleri saniyorum iflas eden bir otopsiciden filan almis. Cünki elindeki malzeme ile yasayan bir canli üzerinde calisma yapmasi olanaksiz. Son gittigimde gripdim ve kendi ev doktorum yine izindeydi. Adam neyin var dedi, dedim üsüttüm galiba. Dedi evet üsütmüssün. O an hamileyim desem herhalde, evet son derece hamilesin diyecek. Grip ile ilgili tanidigim veya tanimadigim hicbir tedaviye basvurmadi. Ama "sende cok kilo var, vermen lazim" dedi. Okumus adama karsi saygi duyma prensibim olmasa "kiloyu sanami veriyoruz?" diye soracaktim. Allahin obezi tutmus bana kilo ver diyor ve benim ona basvurma sebebimin ne kilo ile nede gram ile alakasi var.

Neyse abicim, kulagim agriyor, ev doktorum yok ve salak oldugu kadar sismanda olan Iran´li küreye hic gidesim yok.
Ne yapmali diye düsünürken baktim yillar evel gittigim kulak burun bogazci ev doktorumun oldugu binaya tasinmis. S.Küpeli - 4.Kat yazinca dedim "Lan körün istedigi tek göz, allah verdi cift".. bu atasözünü o an kulaga uyarlayip "sagirin istedigi" seklinde yaptim.

Muhaynehaneye girdim. Tezgahin arkasindaki kizlara killigim her zaman olmustur, ama o agri ve kizin tuhafligi ile o gün bu killigim 100´e katlandi. Ya senin vazifen benim kartimi alip kaydi kuydu yapip bekleme odasina buyur etmek degilmi? Yok abicim, onca yil orda otura otura onunda icine doktor kacmis olacak, ilk tedaviye o basladi.
"Neyiniz var?"
"Kulagim agriyor."
Bu kadarina anlayis göstersemde, "hangi kulaginiz" sorusu epeyce gereksiz geldi o an bana.
Hangi kulaginiz derken kafamdaki kulaklarada söyle bakinca kiz, dedim "yok onlar degil, baska kulagim agriyo".....
"Sagmi solmu..?"
Herhalde sag kulak ile sol kulak arasinda bir fark olacakki soruyor diye düsündüm daha sonra. Belkide sag ile sol kulaklara farkli doktorlar bakiyordur, öyle degilmi? Ne geregi vardida soguk bir saka ile ortami gerdim?
"Dedim sol kulagim."
"Ne zamandan beri agriyor?"
E hadi sag sol farkli, peki ne kadar zamandir agirmasinin ne önemi var? Sayki 28 yildir agriyor ve benim simdi aklima geldi doktora gitmek. Ilk soruda ayip etme hakkimi kullandigimdan bu soruya normal bir cevap verme karari aldim.
Ama tezgah arkasindaki cadi tatmin olmuyor.
"Nasil bir agri."
Simdi bu soruya "aha böyle bir agri" diyerek, el kol ile destekleyici isaretler yapmak var diye düsünürken, agizimdan "dogum sancisi gibi" bir cümle cikti.
Kiz kikirdiyerek "siz onun nasil bir sanci oldugunu nerden biliyorsunuz kikikiki" dedi.
Dedim "isterseniz ben bekleme salonuna gidiim, gerisinede doktor baksin."
Ben kurtulma cabasina girdikce, kiz muhabbetin tadina doymamakda israr ediyor.
"Daha evel hic agirdimi kulaginiz?"
"Evet agirdi."
"Hangisi?"
"Hepsi..."
"Yani hem sag hem sol."
"Evet hepsi, hem sag, hem sol, hemde digerleri."
Kiz yine salak bi kikiri kukuru oldu.
Sonunda dayanamadim, "lütfen"dedim, "doktor siz degilseniz beni doktora havale edin."

Beyler, doktorun nasil bir essssooooluessek oldugunu bilseydim, tedaviyi bu kizcagiza yaptirirdim.
Doktor tam hem türküm hem doktorum modunda, 38-40 yaslarinda bi adam. Adamda öyle bir tavir ve hal varki, sanarsin galaksinin tek kulakdan anlayan canlisi o.
Ben kulak agrimdan kivranirken adamin konustugu ilk cümle su: "Terminsiz gelmissiniz...."
"E kulak agrisi ansizin gelince, dünden haber veremedik."
"Doktorla konusuyorsunuz, biliyorsunuz dimi" demezmi.
Lan günün menüsünde sende varmissin, ama yiyecek gücüm mecalim yok.
"Valla tartisma arar gördüm sizi, ama kulagim cok fena. Isterseniz bugünlük özür diliim, sizde beni tedavi edin" diyince, adam benimle konusma yolu ile komunikasyonu kesti.
Eliyle suraya otur gibi bir isaret yapti, bende cöktüm oturdum. Bi yandanda allahim böyle angutlara muhtac ettin biiiiir, bu zibidiye diploma nasip ettin ikiiiiiiii, yetmedi kapidaki kizida ekstradan dizayn ettin üüüüüc..........ben sana naaaaptim yarabbim gibi arabesk beddualara basladim.
Doktor kulaklara bakti, söyle suratini biraz eksitip "e bu kulak cok kötü" dedi. Der tabii, acayip bir cisimle dibine kadar inip bakti. Zaten benim hissettigimde bu yönde: Bu kulak kötü.
Ama öyle bir tonlamayla söylediki, sanki onu sinir etmek icin kulagi bilerek bu hale bizzat ben getirmisim gibi oldu. Adamin eline düsmenin mahkumiyeti ile "sormayin valla" gibi bisey söyledim.
O anda adamin icindeki "Kim 500 milyar ister Kenan Isik" hortladi.
"Arabaya bakim yapmazsaniz nolur?"
Yanlis cevabi vermemek icin söyle suclu veletler gibi kafayi egip, bilmemki vaziyeti yaptim.
"Cürür dimi?"
"E cürür."
"Arabaniza bakiyorsunuzda, kulaginiza neden bakmiyorsunuz?"
Alla alla ya, kulaga nasil bakacaz? Yagi, suyu tamammi, havasi iyimi, bujiler saglammi diye biseymi var kulakda?
Bu soruyada cevap vermeme karari alsamda, adamin sinirli ve israrli bekleyisine biseyler demek zorunda kaldim.
"Ya aslinda bakiyoruz. Hatta gecen gün hanima bi bak bakiim kulagima dedim, oda bisey yok dedi."
"Doktormu esiniz?"
"E degil tabii ama tedavi olayi hic olmadi zaten, ne haddimize. Hani bakim icin arabayida cirt pirt tamirhaneye götürmüyoruzki."
"Ya kulak arabami kardesim."
Simdi sigortanin attigi ana geldin Ersin diyerek agiz acma, göz yumma durumuna gectim.
"Dedim hoca noluyo ya, sen nesin? Hani doktor birazdan gelecek, sende hasta sIkIlmasin diye animasyon yapiyorsan, birak bu isleri, hastayim espiri cekemem. Ama yok, doktor benim diyosan isini yap."
Adam onurunla oynandigini filan sandi "ben doktorum, bunca yil okudum, sizin gibi sorumsuz insanlari iyilestirmek icin. Bakin, orta kulak iltahaplanmasi olmus" gibi zirvalara basladi.
E olur kulak bu. Kulak hastalanmazsa sen neden yiyecen ekmegini? Haaa kulak olmazsa bogaz burun var diyorsan, cok beklersin. Iki delik burundan ne kazanacan? Para kulakda....
Neyse cok bagirmamak sartiyla zit olan karakterlerimizi ortaya döktüktükden sonra, "Size antibiyotik yazacam, bide burun sprayi, kullanin bunlari. Eger persembeye kadar düzelme olmazsa yine gelin."
Valla dedim "düzelme olur olmaz bilemem, ama sana gelecegime 40 yil sagir gezerim daha iyi."

Tabii bu yazdiklarim bu kadar abartilmis vaziyetde olmadi. Yaklasik %82´si dogru
Ama adamla beraber oldugumuz 8-10 dakika icerisinde zitlasip durduk.
Örnegin ise gidecek mecalim olmadigi halde sirf herif "simdi siz istirahatde istersiniz" dedi diye "yok ise gidecem ben, bu kadar kulak agrisi ile evde yatana adam demem " diye artislikler filan oldu aramizda.
En sonunda "kulaga cöp sokmayin" diye bisey söyledi.
Tam ne demek istedigini anlamasamda, duyabilecegi sekilde "sokana sokiiim" dedim. Saniyorum pamuklu cubuklarla temizleme kulaklari demek istedi.

Diyecegim, buna cok defa denk geldim: Doktorlar iyi insanlar, Türklerde iyi. Ama bir insan hem türk hemde doktor olunca mutasyon gerceklesiyor. Herkesinde kutsal meslek, kutsal meslek diye pohpohlamasi sonucu, bunlar kendilerine tapinak gözüyle bakiyorlar.

21/3/2007

Shake it up şekerim



12 Mayis günü nefesler tutulacak, gözler Finlandiya´nin baskenti Helsinki´ye cevrilecek. Malum Eurovision sarki yarismasinin bilmem kacincisi kapiya dayandi yine.

Ülkece hicbirseye odaklanmadigimiz kadar odaklandik yine bu organizasyona. Kim hangi dilde, hangi sarkiyi söyleyerek temsil etsin ülkemizi sorusu gündemi mesgul etmekle kalmadi, her yil oldugu gibi bu yilda bir sürü tartismalara neden oldu. Türkce söylensin, ingilizce olsun derken Shake it up sekerim diye ingitürkce bir sarki ortaya cikti. Zaten böyle bir cümlenin tamaminin ingilizce veya türkce olma ihtimali yok. Shake it up my sugar olmazdi herhalde. Salla kicini sekerimi benim bünyem kabul etse, TRT heyetinin hosuna gitmezdi. Neyse, ileri geri, iyi kötü derken Kenan Dogulu bu sarki ile ülkemizi temsil icin yollanacak Finlandiyaya.



Saniyorum bu yarismayi bu kadar ciddiye alan iki ülke var bu dünyada. Bunlardan biri Almanlar, digeri ise biziz. Almanlar genelde yarismayi seven, baskalari karsisinda üstünlük kurma hevesi ile yanip tutusan bir millet. Tarihlerinde katildiklari (ve genelde kendilerinin baslattigi)  her savasi kaybetmeleri "bir daha savasmayalim, kazanamiyoruz" gibi bir sonuc cikarinca, adamlar yogunlugu futbol ve Eurovision´a vermisler. Her yil "hepsini ezecez, biz kazanacaz" diye hirsla katilirlar.



Bizde ise durum farkli. Her organizasyonda oldugu gibi Eurovision sarki yarismasida bizler icin "kendimizi tanitmak" icin bir firsat. Iyide, ne tanitacaksin üc bucuk dakikalik bir sarki ile? Türkiye adi duyulsun, bayragimiz dalgalansin.... 800 yillik bir tarihe dayanan, 1923´den beri Cumhuriyet olmus bir ulus neden bu kadar kendini tanitma derdindeki?  Shake it up adinda bir sarki ile katilarak dilini tanitamayacagin apacik ortada. Eger Kenan Dogulu´da ortalama bir Türk erkegini temsil etmekden uzak bir tipse tanitacak ne kaldi?

Hadi tanitim olayini gecelim. Bizim aslinda bu tür organizasyonlarda tanitimdan daha büyük bir derdimiz var: Kendimizi sevdirmek, sevildigimizi görmek, dostu düsmani ortaya cikarmak.

12 Mayis 2007 aksami yine "Makedonya 1 puan verdi, sevmiyorlar abi bizi" gibi sacma sapan cümleler kurulacak, Fransa´dan bize 12 puan gelmesi Fransa´ya karsi kazanilmis bir savas gibi kutlanacak. Oysaki alinan puanlarin fransada yasayan gurbetcilerin televoting oylari ile belirlendigi alenen ortada. Bizden yine Yunanistan´a yüksek puan cikacak ve TRT spikeri "buda herkese mesaj olsun, kapak olsun" diye alakasiz yorum yapacak. Ülkenin bir kismi "ne verirler bu serefsizlere bu kadar puan" diye protesto ederken, ilimli kesim "evet ya nede olsa komsu, baris güzel sey" diyecek. Ikiside birbirinden alakasiz, ikiside birbirinden abest yorumlar tabii.

Avrupa´nin en iyi sarkisinin secilecegi bir organizasyonda, asil sarki ve yorumcu devamli ikinci planda kaliyor, puanlar sevilen ve sevilmeyen ülkeler kriterleri ile veriliyorsa oraya sarkici yollamaninda geregi yok. Yollayalim herhangi bir ilkokul ögrencisini, tutusturalim eline Türk Bayragini, "iste Türkiye, seviyormusunuz, sevmiyormusunuz" diye sorulsun, ondan sonra "twelve point" vermek isteyen versin.



Allahdan 2003 yilinda Sertab Erener yillardir özlenen galibiyeti getirdi ülkemize. Yoksa kendimizden ve avrupali dostlarimizdan süphemiz sonsuz olacakti. Sevdiremiyoruz kendimizi, sevmiyorlar bizi diyerek gereksiz bir depresyona girecektik. Ama malesef bu galibiyetide yanlis algiladik.

Sertab Erener´in cok güzel bir sarki ile katilmasi, muazzam bir sahne performansi sergilemesi ve o yillar Etnopop´un moda olmasi gözardi edildi. Bu galibiyet avrupanin bize verdigi bir mesajdi. Eurovision´u kazandiniz, AB´ye girmenize mamak kaldi diyorlarmis gibi geldi bize. Kazanan ülke olarak bir yil sonraki organizasyonu düzenleme hakkida bizdeydi. Tanitma, sevdirme, göz önünde olma sevdamizi tatmin etmek icin olaganüstü bir firsat dogmustu. 2004´de organizasyon Istanbul´da oldu ve Ukrayna kazandi.  Yil 2007 ve Ukrayna´da en az bizim kadar uzak AB üyeligine. Aradaki fark, onlarin öyle bir beklentisi yok.




Bu kadar elestiri yapmama yinede bakmayin siz. Seviyorum ben Eurovisionu. Seviyorum, cünki cocuklugumdan kalan nadir geleneklerden biridir. TV basina oturulur, sarkilar dinlenir, begenilir, begenilmez....... Ama önemli olan sarkilarin sonundaki puanlama seremonisidir. Bu seremoni sayesinde 4 yasimda fransizca ve ingilizce dillerinde birden onikiye kadar saymayi ögrendim.

Herseyin inanilmaz bir tempo ile degistigi günümüzde Eurovision´nun cocukluk günlerimizden kalma bir dinazor olmasi sevindiriyor beni. Hos, 1980 yilinda bir gün Estonya diye bir ülke olacagi ve bu yarismayi kazanacagi aklimizin ucundan gecmezdi. Ama eger bize bile birincilik nasip olduysa, sanirim 10 yil sonra Pakistan bile potansiyel sampiyonlar arasindadir.



Evet millet, 12 mayis günü TV basindayiz. Kenan Dogulu´nun shake it up sekerim sarkisini begenip begenmeme gibi bir secenek yok. Kenan Dogulu´yuda bunca yillik antipatimden sonra bagrima basacak degilim. Ama madem yurt disinda yasayan bir Türk olarak ülkeme telefon araciligi ile oy atma sansim var, bunu dibine kadar kullanacagim.

Görsün cümle alem Türkün gücünü.............Shake it up Türkiye............yandan....

7/3/2007

TV izliYorum.....




Blogumun ilk yazisinda belirttigim gibi, tipik bir türküm. Ve olmayada özen gösteriyorum. Genelin disina cikmamak, kliselerin hicbirini kacirmamak birinci vazifem.
Bu nedenle tek bilgi kaynagimda Televizyon. Hani TV üzerinden chat olayi olsa bilgisayarida kaldirip atacam.

Eger bir kitap okunmaya degerse, zaten filmini yaparlar diye düsünür, kitap okumam. Ansiklopediyide sallanan masaya bacak yapali yogunlugu belgesellere verdim.
Sifreli yayina gecmeden evel favorim Discovery´di, sonradan Samanyolu TV´ye gectim. Hem daha kolay anlasilir. Discovery herseye bilimsel bir kilif uydururken, Samanyolu´nda dogada olup bitenlerin tek nedeni ilahi güc olarak gösteriliyor. Gereksiz bilgiye hayir, yasasin STV.

Aksamlari genelde Magazin izlerim. Hayalimdeki hayati yasama mecburiyetim olmadan, baskalarinin öyle yasamasini izlemek beni tatmin ediyor.
Kaldiki benimde onlar gibi ünlü olabilmeme hicbir engel olmadigini kesfediyorum her aksam. Sarki söyleyemeden sarkici olmus, konusamayi bilmedigi halde türkü söyleyen veya bazi yapay takviyeler sonucu güzel olmayi basarmis insanlari izlemek bana hep "istesem bende olurum be" hissini veriyor. Hani onlar gibi olamamam icin ne gerekmiyorsa bendede yok zaten.

Magazin olmadigi günler dizi izlerim. Hangisini diye sormayin, hepsini izlerim. Cünki bu dizilerin konularinin ancak tüm dizilerin toplami izlendiginde anlasildigini ögrendim.Farkli kanallarda, farkli oyuncular ile, farkli dizi isimleri altinda ciksada karsimiza, aslinda hepsinin toplami Margaret Mitchell´in Rüzgar gibi gecti romani ediyor,........ veya bana öyle geliyor. Tabii dizileri anlamak icin hergün haberileride izlemek sart. Yoksa perde arkasi, tül kenari olaylari kacirma ihtimali yükseliyor. Saniyorum dizilerle haberlerin baglam icinde oldugu nadir ülkelerden biriyiz.

Favorilerim arasinda birde hic Spor göstermeyen spor programlari vardir. Bu programlar icin zaten atletizm, tenis, formula 1 veya Curling gibi sacma aktiviteler spor degildir. Spor futboldur, digerleri zengin veletlerin özenti merakidir. Bes adamin oturup 3,5 saat hic izlemedigimiz, özetini dahi göremedigimiz mac hakkinda konusmalarina bayilirim. Ücüncü golde ofsayt olup olmama tartismasinda, bana sempatik gelen yorumcuyu destekler, digerleri üzerinde asiri baski kurma ve bagirma sonucu galip gelmesini kutlarim. Her hafta dövüsme noktasina gelecek kadar tartisan, ama ertesi hafta yine kardes kardes yanyana oturan insanlarin, toplumumuz icin vazgecilmez baris elcileri olmalarini gözardi etmeyelim.

Geceleri klip izlerim. Herseyi ile doyurucu, bilgilendirici ve yararlidir bu clipler. Örnegin karahip sahillerinde söylenmis bir Diyarbakir türküsünün tadina doyum olmuyor. Veya 60 yasinda bir sarkicinin clipde 18 yasinda bir hatunla yasadigi ask, yaslanma korkumdan arinmama yardimci oluyor. Kicinin kilinin agirmasi önemli degil, sen mistik bir ortamda sarki söylemeyi becer yeter, kiz zaten seni bekliyo cibinlikli yatagin durdugu odada.
Tek rahatsiz oldugum nokta, halen koca orkestra sesi cikarmayi basaran gitari bulamamam. Ne kadar gitar aldiysam hepsi sadece gitar sesi cikardi. Ama pes etmeyecegim, Kayahan gitarla flüt caliyorsa bende calarim.

Eskiden TV disinda birde Hürriyet gazetesi alirdim. Okumak icin degil canim, ne okuyacam. Orda yazani zaten dün TV´de izlemis oluyorum. Bulmacasi icin alirdim. Ama Tv´lerde gece saatleri yayinlanan ara-kazan programlari ciktigindan beri gazetede almiyorum.
Hos insanlar cikip örnegin MAN_AL yaziyo ve "aradaki D harfini bulan izleyicimiz 100 YTL kazanacak" diyo. Sirf bu yüzden telefon hattini TV´nin yanina cektirdim. Evet, biraz sans isi, simdiye kadar baglanip "MANDAL kardesim, aradiginiz kelime MANDAL" diyemedim, ama azmim sonsuz. Gerci bugüne kadar stüdyoya baglanip Mandal diyebilenede rastamadim. En son Borussiamönchengladbach´dan Ilhami Simsek diye biri baglandi ve MANGAL dedi. "Malesef Ilhami bey aradigimiz D bu degil" diyerek kapatinca spiker telefonu adamin yüzüne, arayip bilememe korkusuna kapildim. Su aralar aramiyorum.

Dedigim gibi, Televizyonu olan insana kitap lazim degil. Gereken hersey o kutunun icinde. TV´de gösterilmeyenede ihtiyaciniz yok. 35 ulusal, 478 yerel ve 699 yabanci kanal icerisinden halen gerekli bilgiyi alamamis adamdan, 5 kitap okuyarak zaten bir halt olmaz.

4/3/2007

Size Döner yaptık......



Almanya´da yasayan türkler olarak, Türk kültürünün elcileri kabul ediyoruz kendimizi. Bu yüzden size döner yaptik ey sevgili almanlar.

Yemek kültürümüzü cabuk kavrayin, gereksiz cesitliliklerle kafanizi yormayin diyede icine herseyi koyduk. Pide arasi kültür yumagi Döner yaptik size.

Bide ucuz yaptikki sormayin. Disarida habersiz ve sinsice tutan aclik krizini yenebileceginiz yegane ekmek arasi yogunluk.


Saka degil, Türk kültürünü yurt disinda en kötü tanitan ürünümüz Dönerdir. "Heyyo, herkes taniyo, seviyo, yiyo" diye kutlasakda, bu kadar erozyona ugramis bir ürün artik bizim degildir. Cünki avrupali Döneri oldugu gibi sevmedi. Bizler Döneri onun sevecegi hale getirdik. Kaldiki klasik halinde sevmezlerdi deme sansimiz yok, cünki bu opsiyonu denemedik bile.

Bu nedenle bir Türkiye tatilinde yaninizdaki bir alman misafire sunacaginiz döner onu tatmin etmeyebilir. Onun tanidigi ürünün cünki Eminönü meydaninda eline tutusturulan ile tek ortak noktasi ismidir. Pintilik yapip icine bavarya usulü lahana tursusu, beyaz peynir, cacik ve acili sos koymayan eminönülü dönerci alman turisti tatmin edemez. Hele Bursa Altiparmakda sunulacak bir Iskender bir alman icin tamamen hayal kirikligidir.

Dönerin yani sira fazlada birsey yapmadik zaten, cok siskinlik olmasin diye. Bu yüzden Türkler ne yer sorusuna bir almanin verebilecegi cevap Döner ve Türk Pizzasidir. Türk Pizzasimi? Pardon, biz öyle diyoruz burda. Asil adi Lahmacun.
Almana bu zor kelimeyi söyletme ayibini islememek icin Lahmacuna Türk Pizzasi adini verdik. Adamlarin kafasinda o kadar yabanci kelime var, bide bunumu ögrensinler? Chop Suey, Gyros, Mascarpone, Chili con Carne, Sushi, Mc´Chicken vs. vs. Cinlinin, Italyanin veya Japonun yaptigi saygisizligi bari biz yapmayalim. Koyalim Lahmacunun icinede beyaz peyniri, cacigi, adinada Türkische Pizza diyelim.

Analyacaginiz koskoca bir kültür 2.50 Euro´ya satilmakda burda. Bir parca pidenin arasina s
ıkıstirilmis yenmeyi bekliyor. Bundanda kimse rahatsiz degil. Kliselere uymayi vazife bilmisiz. Evet, biz türkler dönere cacik katariz, kadinlarimizin basini baglayip evden disari cikarmayiz, arasirada döveriz. Hepimiz biyikliyizdir ve evlenecegimiz kisi 2,5 yasimizdan beri bellidir. Pazartesi-Cuma arasi Döner yeriz, hafta sonlari türk pizzasi.


4/3/2007

Merhaba.....


Internet ortaminda acaba kacinci "kendini tanit" merasimi ve kacinci Merhabaaa diye baslayan yazi. Heleki paylasacak veya insanlara aktarabilecek cok fazla birseyin yoksa, böyle bir blog acmak, buraya birseyler yazip baskalarinin okumasini beklemek aslinda küstahlik.
Ama profil sayfamda " Hiç yazı göndermemiş, hiç yorum yapmamış. Kısaca hiçbir şey yapmamış." yazisi kanima dokundu. Hadi yazi göndermemis, yorum yapmamis neyse......... hicbir sey yapmamis ne demek ya?

Son 32 yilda hicbirsey yapmadigimi sanmiyorum. Neler yaptigima gelince, herhalde birseyler yapmisimdir diye geciyor aklimdan. Ama simdi degil, gectigi zaman paylasirim.

Kayit isleminde blog´a baslik girme zorunlulugundan "akillara zarar yorumlar" yazasim geldi. Gördüklerimi, bildiklerimi ve duyduklarimi elestirmeyi seviyorum. Tipik bir Türk olarak, herhangi birseyi daha iyi yapamamama ve yapmayada caba gösteremememe ragmen, herseyi elestirmeyi cok seviyorum.

Siyasetmi? Hic yapmadim, ama yaparsam allahini yaparim...
Resimmi? Badana fircasi haric firca tanimam...... Ama ver tuali nasil harikalar yaratirim bir gör.
Kitap yazmadim? Ama yazdigim anda literatür dünyasi alt üst olur.
Heleki futbol..... Her profesyonel futbolcuya ve teknik direktöre akil verecek kadar uzmanim. Ama soran yok.....

Bu blogda´da vakit bulursam bunlari yapacagim. Camur at izi kalsin felsefesi akip tasacak bu blogdan. Cünki hicbirseyi kimseden daha iyi yapamasamda, daha iyisi nasil olur herkesden iyi bilirim. Cünki Türküm........

Saygilar.

Kategorilerim

    Kategori yok

Arkadaşlarım

Bağlantılarım

Blogcu ile yapıldı